Bulantı – Jean Paul Sartre

Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre’nin kaleme aldığı Bulantı, varoluşsal felsefenin ağır örneklerinden biridir. Sartre kendine özgü olarak geliştirdiği varoluşçu felsefesitle yer edinmiş, bunun yanında Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkileriyle 20. yüzyıla damgasını vuran isimlerden biri olmuştur.

Bulantı İncelemesi

Betimlemelerin ayrıntıları ve sıklığı sebebiyle, okuyucunun kendini olayın içinde hissetmesi olağandır. Bunun yanında betimlemeler, ara sıra da olsa olay akışından koparıyor. Kitabın her sayfasından varoluşçuluk fışkırmaktadır desek yeridir. Felsefeyle içli dışlı insanların okurken çok zevk alacağı bir eser. Varoluş hissiyatı gayet açık ve farklı bir yolla sunulmuş. Sartre bunu başarılı bir şekilde okuyucuya aktarmış. Okunması gereken bir kitap, yalnız zamanlamanın çok iyi yapılması gerekiyor. Kitabı çok iyi araştırıp, doğru zamanı bulmalısınız.

Kitap, günlük şeklinde yazılmış. Karakter ise, kendini insanlardan soyutlamış, yalnız, kalabalıktan nefret eden, sürekli varoluşunu sorgulayan birisi. İnsanlar ve nesneler üzerindeki gözlemlere ayrıntılarıyla yer verilmiş. Daraltıcı, boğucu ve bunaltıcı kalabalıkların gözlemlenmiş ve kalabalıklardan akan varoluşun okuyucuya çok iyi aktarılmış. Öyle ki kitabı okurken bulantı hissi sizi de etkisi altına altıyor. Bu da Sartre’nin iyi bir düşünür olamasının yanında iyi bir anlatıcı olduğunu da kanıtlıyor. Sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Yalnızlık ve varoluş, bunun üzerine de insanların yaşama ve varolma çabası da sizi sarıyor.
“Neredeyse aynanın tuzağına düşecektim yine.”
Çünkü karakterimiz, görünüş olmaktan çok daha fazla olduğunu biliyor.
“Başkalarının yüzleri anlam taşıyor. Benimki öyle değil.”

Nesneler güzel ya da çirkin olabilir, mesela toprak ya da bir kaya parçası.
“Yüzüme böyle nicelikler verilebilmesine şaşıyorum.” 

Bu kitap ilk başta anlaşılmayabilir. Sonradan algınızın genişlediğini ve anlamaya başladığınızı farkedeceksiniz. Belki kitap biterken veya çok daha sonra. Ama elbet bir gün -soyutluğu- anlayacaksınız . Algınız genişledikçe, bulantı azalacak fakat biteceğini sanmıyorum.

bulantı

Kitaptan Kesitler

“Bu neşeli ve akıllı seslerin ortasında yalnızım. Bütün bu insanlar, memnuniyetlerini bildirmekle ve aynı fikirde olduklarını söyleyerek vakit geçiriyorlar. Tanrım, hep beraber aynı şeyi düşünmenin ne anlamı varsa. İçe dönük halleri olan, o balık yüzlü insanlardan biri bazen onların arasından geçiyor. İşte o zaman ötekilerin suratlarının ne hal aldığını görmek yeter. Onlara göre böyle insanlarla anlaşmak hiçbir zaman mümkün değildir.”

Kalabalıklar, özellikle de aynı şeyi fikirde olan kalabalıklar ona göre anlamsız. Aynı şeyi düşünmenin ne anlamı olabilir ki. Bizi biz yapan farklılıklarımız değil midir?

“Nesneler madem ki canlı değiller insanı etkilememeliler. Nesne kullanılır, tekrar yerine konur, onların içinde yaşanır. Onlar aletten başka bir şey değildir. Ya ben? Beni etkiliyorlar. Dayanılır şey değil. Onlarla yaşamaktan korkuyorum, onları yaşayan hayvanlarmış gibi görüyorum.

Nesneler hakkında da farklı bir felsefeye sahip Sartre. Onları yaşayan canlı olarak tanımlıyor. Yalnızlığı sevdiği için de onlarla yaşamaktan korkuyor.

“Bende hayatımın anılarının, hatırlanan bir yaşantının ki gibi birbirlerini izlemesini ve düzenli olmalarını istemiştim. Zamanı kuyruğundan yakalamaya çalışmak gibi bir şey… Ama biz, yarının henüz orada olmadığını hep unutuyoruz.”

Sartre’nin bu yorumunda son cümleye dikkat edelim. “Ama biz, yarının henüz orada olmadığını hep unutuyoruz.” Yarının hep garanti olduğunu düşünürüz. Yarın için planlar yaparız. “Arrival (Geliş)” filminde de anlatıldığı üzere zaman doğrusal değildir aslında. Zaman, döngüden ibarettir. “…birbirlerini izlemesini ve düzenli olmalarını istemiştim.” derken bunu kastediyor olmalı.

Yalnızım. İnsanların çoğu evlerine girdiler. Biten bir pazarın ağızlarında bıraktığı tatla, daha şimdiden bir sonraki pazarı düşünüyorlar. Benim içinse ne pazar var, ne de pazartesi. Karanlık içinde birbirini iteleyen günler ve bir de bunun gibi şimşekler var.”

İnsanların kalıplaşmasından ve monotonluğundan şikayet eder bir hali var. Bunun yanında yalnızlığının onu sürüklediği ruh hali. “Karanlık içinde birbirini iteleyen günler ve bir de bunun gibi şimşekler var.” derken yalnızlığın tesirini açıklıyor.

“Biliyorum. Tutkudan nefesimi kesecek hiçbir şeyle, hiç kimseyle karşılaşmayacağımı biliyorum. Biliyorsun, birini sevmek, başlı başına bir girişim. Güç ister, yürek ister, körlük ister… Hele, ilk başta bir an var ki, uçurumdan atlaması gerekir insanın. Bir an bile düşünülse bu yapılamaz. Artık asla atlamayacağımı biliyorum.”

Tabi eser aşktan da nasibini almış. Atılan o ilk adımın, dönüm noktası olduğunu, çok büyük bir girişim olduğunu ifade ediyor.

 

Yazar: Jean-Paul Sartre  |  Sayfa: 264  |  Kitabın Türü: Roman, Felsefe-Düşünce, Edebiyat

Share

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share