Ferda-yı Garam – Mehmet Rauf

Ferda-yı Garam (Aşkın Yarını), servet-i fünun döneminin önemli eserlerinden biridir. Mehmed Rauf’un da Eylül’den sonra en önemli romanıdır.

Ferda-yı Garam İncelemesi

Servet-i fünun döneminin en önemli eserlerinden biri olarak kabul gören Ferda-yı Garam, iki genç kuzenin nefretle başlayıp aşk ile devam eden ve ölümle sonuçlanan hikayesidir.

Hikayedeki karakter sayısı çok azdır. Mehmet Rauf, Fransız yazar Paul Bourget okumuş ve ondan etkilenmiş olması sebebiyle de psikolojik tahlillere büyük önem verir. Karakter sayısının azlığının sebebi budur.

Kitap, gayet akıcı ve sade bir dille kaleme alınmıştır. Bunun yanında betimlemelere sık sık yer verilmiştir. Kitabın birçok yerinde aşk tasvirleriyle süslenmiş betimlemeler görmek mümkündür.

ferda-yı garam

Bu tür betimlemelere örnek verebiliriz:

“Siyah bir bulut , güneş ışıklarıyla gülümseyen gökyüzünün bir kısmını kaplamıştı. Çok geçmeden de gözyaşlarıyla bahar sabahını nemlendirmeye başladı. Damlalar bir yaprağa asılıyor, evrenin titreyen cevherinde asılı gibi duruyordu. Sonra bir kalpte ölen bir umut gibi düşkün ve zehirli bir halde toprağa yuvarlanan öteki damlalara karışıyordu.”

Ferda-yı Garam Özeti

Macid, küçük bir çocukken ailesinin tayini çıkar. Ailesi Macid’i yanlarına almazlar. Babası Macid’i bırakırken “Orada Sermed var, sıkılmazsın.” diyerek kuzeninin yanında bırakır.

Macid, ailesine duyduğu özlemi, Sermed’e duyduğu nefrete çevirir. Aralarında bir düşmanlık başlar. Bu düşmanlık, adeta rekabet halini alır:

“Çocuklar her bakımdan birbirlerine rakip ve karşıttırlar. İkisinin aynı anda aynı şeyi beğendiği veya istedikleri görülmemişti. Macid bakımından Sermed’in her isteği, her eğilimi ve her düşüncesi bir alay vesilesi olmaya başlamıştı. Küçük kız da bu tavırlara aynı terslikle karşılık veriyor, bundan bir intikam zevki alıyordu.”

Fakat dışarıdan bakıldığında durum hiç de öyle değildir. Birbirlerine gülümsüyorlar fakat bunun altındaki öfkeyi kimseye fark ettirmiyorlar.

Daha sonra kocası ölen ve uzaktan akrabaları olan Nevber, onların yanına taşınır. Bu süre zarfı içinde de Macid ve Sermed de yetişkin olmuşlardır.

Macid giyimine çok önem veren ve nasıl giyinmesi gerektiğini bilen bir delikanlıdır. Onun tarzında giyinenlerle onu ayıran fark ancak çok dikkatli bakıldığında anlaşılabilir.

Nevber Macid’e aşık olur. Fakat Macid, düşman gözükmesinde karşın Sermed’i sevmektedir. Sermed de Macid’ten hoşlanmaktadır.

Nevber’in Macid ile yakınlaşmasını çekemeyen Sermed daha iğneleyici konuşmaya başlar. Bunun yanında en ufak bir harekete alınır hale gelir.

Daha sonra Macid’in ailesinden, gelip Macid’i alacakları, İstanbul’a taşınacakları haberi gelir. Macid, gitmekle kalmak arasındadır.

Macid’in Son Sözleri

Kitabın sonunda Macid, Sermed’e hislerini açıklar:

“Sen de öyle miydin Sermed? Bunu söyle tekrar et ki, hayat bulayım… çünkü sen daha küçük bir kızken, daha dadının yanından ayrılmadığın, bebeklerini başkalarına güvenmeyip kucağında taşıdığın zaman, daha kısa elbisenin altındaki bacaklarını kapamak kimsenin aklına gelmediği zamandan beri, ben senin gözlerindeki vahşi bakışa aşıktım! Seni o zamandan beri sevdiğimi şu son aylarda ne kadar acı anladım.
O zamanlar seni ağlatırdım, seni sızlatırdım. Ah, şimdi o oyuncaklarını kırmak için ne hileler bulduğumu düşündükçe. Çünkü bunları, bu şeyleri kıskanırdım Sermed. Onların bana tercih olunmasını çekemezdim. Seni seviyordum. Deli gibi, zalimce seviyordum. Her şeyi bana tercih ettiğin zaman, seni öldürmek, sonra kendimi öldürmek isterdim… Ya bir ruh gibi yaşamak, ya da pençeleşmek gerekiyordu. O kadar acımasız, o kadar vahşiydin ki beni kahrederdin. Ben de seni kahretmek isterdim. Söyle sen de böyle miydin? Sen de benim gibi miydin? Sen de benim gibi kıskanır da hırslanır da, onun için mi severdin? Onun için mi öldürürdün? Ha Sermed, söyle?

Share
One Comment

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share