Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupery

Öncelikle değinmek istediğim bir nokta var. Küçük Prens, kutsal kitaplar ve Das Kapital kitabından sonra en çok dile çevrilen ve en çok satılan kitap olmasının yanı sıra 250 dile çevrilmiş ve her yıl iki milyona yakın satmaktadır. Bu bilgilerden az çok ne kadar sevildiğini tahmin etmişsinizdir.  Hatta 2015 yılında filmi de çıktı. Yorumlara bakılırsa kitabı okumamış olanlar filmi çok beğenmiş. Kitap-film karşılaştırmalarından az çok bilindiği üzere kitabı okuyanlar filmini bir tık eksik bulmuş.

İddia ediyorum Küçük Prens çocuk kitabı değil. Yani tür olarak çocuk kitabı olabilir ama sadece çocuklar okusun diye değil. Herkes okumalı, herkes kendince bir şeyler kapmalı bu kitaptan. Zaten kitap şimdiki haline gelmeden önce, yaklaşık olarak 1000 sayfalık bir esermiş. Zaten bunu yazar Exupery’nin şu sözü de destekliyor:

“Mükemmelliğe, yazıya eklenecek hiçbir şey kalmadığında değil, yazıdan çıkarılacak hiçbir şey kalmadığında ulaşılır.”

Tabi okumayana çok abartı gelebilir fakat okuyunca anlayacaksınız ne demek istediğimi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın oluşturduğu ilköğretim öğrencileri için hazırlanmış 100 Temel Eser listesi arasına alınmış bir kitaptır.

Küçük Prens’e Başlarken

Öncelikle kitabı nasıl okuduğuma değinmek isterim. Kitabı elime aldım. İnanması güç olacak ama hiçbir beklentim yoktu. Gerçekten… Herkesin övdüğü, hakkında bir tane bile kötü yorum okumadığım, görmediğim bir kitap ve benim hiçbir beklentim yoktu. Ne olabilir ki diyordum, en fazla ne olabilir.

Sonra kitabı açtım, başladım okumaya. 6 yaşındaki Antoine, fili yutmuş bir boa yılanı çizer (görseli aratırsanız kolaylıkla bulabilirsiniz). ‘Büyükler’ bunu şapka sanır. Kitapta resme bakınca gerçekten hem şapkaya hem de fil yutmuş bir yılana benzemektedir.  6 yaşındaki Antoine ‘büyükler’ anlasın diye ayrıntılı çizer. ‘Büyükler’ böyle şeylerle uğraşmayı bırakıp, coğrafya, aritmetik gibi ilimlerle ilgilenmesini söyler.

Antoine de ” Büyükler hiçbir şeyi kendiliklerinden anlamıyorlar. Onlara hep bir şeyleri açıklamak zorunda olmak ne kadar da sıkıcı bir şey çocuklar için. “  diye geçirir içinden. Pilot olup, büyükler arasında çok bulunduğunu ve onlar hakkındaki bu ilk yargısının değişmediğini belirtir.

Bu ilk bölüm sempatimi kazanmıştı. Okumaya devam ettim ve kitap bir anda bitiverdi. Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık bir saat ya da daha kısa bir süreydi. Şimdi düşününce Sabahattin Ali’nin “Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım. ” cümlesi aklıma geldi. Gerçekten bir saat ancak bu kadar dolu ve ehemmiyetli geçebilirdi ve geçti de.

Daha sonra keşke bitmeseydi diye geçirdim içimden. Keşke hiç bitmeseydi. Ama her güzel şey gibi bu da son buldu. Tekrar baştan açtım kitabı. Bu sefer çok daha dikkatli, altını çize çize okudum. Altını çizdiğim yerleri ve buraları neden çizdiğimi daha sonra açıklayacağım. Hem sizin hem de kendim için çok iyi bir not alma yöntemi olmuş olacak. Kitabı, içimdeki çocuğu unuttuğumda tekrar okuyacağım.

Ne kadar çok Sabahattin Ali’ye bağladın, yeter diyeceksiniz ama olsun. Ben ondan bir alıntı daha yapmak istiyorum. ” Halbuki en çok okuduğum bir kitabın, en çok okuduğum bir satırı bile bana bazen başka şeyler söyleyebilir… ” demiş Sabahattin Ali. Ne kadar da haklı. Keşke yaşarken de değeri bilinseydi. Ama konumuz bu değil. Sabahattin Ali’nin de dediği gibi kitabın bir cümlesini, ne kadar okumuş olursanız olun her defasında farklı anlamlar çıkabiliyor. Bu kitapta çok defalar oldu. Zaten her şey kısa ve öz anlatıldığı için bir cümleden sayfalarca anlam çıkabiliyor.

Önceden de belirttiğim gibi Antoine, şimdiki haline getirmeden önce kitap yaklaşık 1000 sayfaymış. Ortaya mükemmel bir şey çıkartmak için uğraşmış ki şimdiki haline kadar indirgemiş. Gerçekten de, kitap insana çok şey öğretiyor. Bununla birlikte bilgiyi size öyle kolay kolay vermiyor. Önce düşündürüp, sorgulatıyor. Bilgiyi siz kendi başınıza, kendinize göre öğreniyorsunuz. Sözün kısası herkes aynı şeyi aynı şekilde öğrenmiyor.

Küçük Prens: Sorularla Öğrenmek

Bu kitabı okuyunca büyümek ve küçük olmak kavramlarını kafanızda tekrar tartacağınıza eminim. Okurken ‘büyüklüğünüzü’ kendi iç sesinizle tartıştığına çok defa tanık olacaksınız. Okuduysanız olmuşsunuzdur da. Neydik biz. Ne olmaya çalışıyorduk. Biz gerçekten uğruna birçok şeyden vazgeçilecek şeyler için mi çabalıyorduk? Ve en önemlisi Küçük Prens’in çölde karşılaştığı tilkinin de dediği gibi yüreğimizle bakabiliyor muyduk?

Küçüklerin büyük dünyasını, büyüdükçe küçülen dünyamızı keşfetmek ve keşfederken de sorgulamak, sorularla öğrenmek, yaşıyormuşçasına ilerlemek ve bitirdiğinizde içinizden bir şeylerin koptuğunu hissetmek; bunlar başınıza gelebilecek hatta kesin gelecek olan şeylerdir.

Bu dünyayı ve kendimizi ne kadar gereksiz yere ciddiye aldığımızı, aslında görünüşün hiçbir etkisinin olmadığını, bu görünüş vs. gibi kısıtlamaların bizi ne kadar daralttığını ve kısıtladığını öğreten bir kitap. Bunu yanında, bu tip kısıtlamaların bizi nasıl etkilediği de gözünüzde canlanmaya başlıyor.

çeyrek asır küçük prens

Küçük Prens Kitap Özeti

Küçük Prens, 27 bölümden oluşan bir kitap. Bu bölümlerin üzerinde teker teker durarak, özet halinde, biraz da yorum katarak anlatımını yapacağım. Atladığım bölüm olursa ya çok kısa olduğundan ya da söz etmeye gerek görmediğimdendir.

Bölüm 1

6 yaşındayken Boa yılanının bir hayvanı nasıl yuttuğunu görmüştür Saint-Exupery. Bunun üzerine fili yutan bir Boa yılanı çizmeye karar verir. Büyüklere gösterdiğinde bunu şapka sanırlar. Fili yutmuş Boa yılanının içini çizer, bu seferde büyükler bunlarla uğraşmamasını söyler.

6 yaşında ressamlık hayalleri suya düşen Antoine, pilot olmaya karar verir. Bir çok kişi tanımasına rağmen büyüklerin hala aynı olduğunu düşünmektedir. Biraz zeki birini görünce ilk resmi gösterip yine şapka cevabını alan Antoine, büyükler hakkındaki fikrini değiştirmemiştir.

Bölüm 2

Uçağıyla Sahra çölünde geçirdiği kazada en yakın yerleşim yerine bin kilometre uzaklıkta kalan ve bir haftalık suyu bulunan, yapayalnız Antoine bir sabah ince bir sesin ona “Lütfen, bana bir koyun çizin!” diye seslenince şaşırıp kalır.

Bu küçük kişi hiç de çölde kaybolmuş gibi perişan değildi ve çizdiği koyunları da beğenmiyordu. En sonunda bir kutu çizdi ve koyunun bunun içinde olduğunu söyledi. Küçük kişi de “Evet! Tam istediğim gibi oldu.” diye cevap verdi. İşte küçük prensle tanışması bu şekilde olmuştu.

Bölüm 3

Uçağı gören küçük prens hemen ne olduğunu, gökyüzünden mi, hangi gezegenden geldiğini sordu. Bunun üzerine Antoine onun başka bir gezegenden geldiğini anlamıştı. Küçük prense koyunu için ip de çizebileceğini söyleyince küçük prens, “Ne farkeder ki her şey küçücük benim yaşadığım yerde.” diye cevaplar.

Daha sonra ekledi: “Burnunun doğrusuna gitse de kimse fazla uzağa gidemez orada…”

Bölüm 4

Böylece küçük prensin geldiği gezegenin çok küçük olduğunu anlamıştı. Bu gezegenin Türk bir gökbilimci tarafından bulunan B-612 adlı asteroid olduğunu düşündü.

Büyükler sayılara bayılırlar. Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim: onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. “Sesi nasıl?” demezler örneğin, ya da. “Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?” diye sormazlar. Onun yerine. “Kaç yaşında?” derler. “Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?” Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı.

Eğer büyüklere, “Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı: pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var,” derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, “Yüz milyonluk bir ev gördüm,” dersiniz, işte o zaman size, “Oo, ne kadar güzel bir evmiş!” derler gözlerini koca koca açıp.,

Büyükler böyledir. Sayılardan anlarlar, onlara koyun isteyen küçük prens dediğinizde sizi alaya alırlar. Ama B-612 asteroidinden gelen bir küçük prens var derseniz size inanırlar.

Ama, şimdi açık konuşalım, ben kutuların içindeki koyunları göremiyorum. Belki de büyükler gibiyim biraz. Büyümek zorunda kaldığımdan olacak.

Bölüm 5

Küçük prens gezegenini parçalama tehlikesi olan baobab ağacından bahsediyor. Tabi bu konu da koyunun çalıları yeyip yememesinden konu açılıyor. Eğer uyandığında onları sökmezse gül fidelerine benzediğini, sonra ayırt edemediği için bütün gezegeni sardığını söylüyor.

Bölüm 6

Küçük prens gün batımını çok sevdiğini söylüyor. “Hadi gün batımını izleyelim” diyor ama vakit daha erken olduğu için izleyemiyorlar. Küçük prensin gezegeni de küçük olduğundan gün batımını izlemesi için sandalyesini yana çevirmesi yetiyor.

Bir günde 44 defa gün batımını izlediğini söylüyor. “İnsan gün batımını çok üzgün olduğunda seviyor.”  diye ekliyor. Antoine “Çok üzgün müydün kırk dört gün batımını izlediğinde?” diye soruyor fakat sorusuna cevap alamıyor.

Bölüm 7

Yine koyun sayesinde küçük prensin gezegeninde çok değer verdiği bir gülü olduğu öğrenir Antoine. Bu gülün dikenleri onu koruyabilir mi diye merak etmektedir.

“İnsan bir çiçeği severse, milyonlarca ve milyonlarca yıldızda yalnız tek bir çiçek açarsa, işte o yıldızlara bakarak mutlu olur. Kendi kendine şöyle der: İşte orada, o yıldızlardan birinde benim çiçeğim.”

Antoine uçağı tamir etmeyi bırakıp küçük prensi teselli etmeye başlar. “Koyunun ağzını kapatmak için bir ağızlık çizerim, ya da istersen gülün etrafına parmaklık çizerim.” der. Çok gizemli bir ülke şu gözyaşları ülkesi.

Bölüm 8

Küçük prens gülün açma hikayesini anlatıyor. Gülün hem görünümü hem de kokusu çok güzel, ayrıca bunların farkında olan gül hiç de mütevazi olma gayreti göstermiyor. Sert rüzgarlardan korunması için ondan siper bulmasını söylüyor. Gül hem küçük prensi üzüyor hem de küçük prens ondan vazgeçemiyor.

Bölüm 9

Küçük prens her sabah olduğu gibi gezegeni temizledi, baobabları söktü, volkanları temizledi. Göç etmekte olan yabani bir kuş sürüsünü gezegeninden ayrılmak için kullanmıştı. Her ne kadar gülü onu üzmüş olsa da küçük prens için ondan ayrılmak zor olmuştu. Gül de onun gidişine üzülüyordu. Hatta ağlamak için onun ayrılmasını bekledi.

Bölüm 10

Küçük prens 325 numaralı asteroide gitti, burada bir kral yaşıyordu. Kralın kürkü bütün gezegeni kaplıyordu. Biraz sohbet ettiler. Her şeyin kralı olduğunu söylüyordu.Gezegenlerin ve bütün yıldızların kralı olduğunu söylüyordu.

Küçük prens ayrılacağını söyledi. Kral ona adalet bakanlığı teklif etti. Küçük prens yargılanacak kimsenin olmadığını söyledi, “O halde kendini yargılayacaksın,” dedi kral. “En zoru da budur. Kendini yargılamak başkasını yargılamaya benzemez. Eğer kendini yargılamayı başarabilirsen, o zaman gerçek bilgeliğe ulaşmışsın demektir.” 

Küçük prens bunu her yerde yapabileceğini, burada olmasına gerek olmadığını söyledi ve kralı dinlemeden gezegenden ayrıldı.

Bölüm 11

İkinci gezegende kendini beğenmiş bir adam yaşıyordu. Küçük prens şapkasını beğendiği söylediğinde, hayranları onu alkışlarken onları selamlamak için kullanacağını söylüyor. Küçük prens alkışlamayı öğrendi ve adam onu selamladı. Bu merasimden sıkılan küçük prens gezegenden ayrıldı.

Bölüm 12

Diğer gezegende bir ayyaş yaşıyordu. Küçük prens merak etti ve neden içtiğini sordu. Adam utancını unutmak için olduğunu söyledi. Utancının sebebini de içmek olarak açıkladı. Küçük prens kafası karışık bir şekilde oradan uzaklaştı.

Bölüm 13

Dördüncü gezegenin sahibi bir iş adamıydı. Hesaplar yapıyordu ve küçük prensi görmemişti bile. Sonunda küçük prens sordu “Beş yüz milyon ne?”. Adam hesabı bitirince “Yıldızlar.” dedi. Bunlara sahip olunca ne işine yarayacığını sordu. Onlara ne yapıyordu ya da onlar adama ne yarar sağlıyordu. Adam bunları cevaplayamadı, küçük prens de yola çıktı.

Bölüm 14

Beşinci gezegen çok küçüktü. Bir fener ve onu yakan adama yetecek kadar yer vardı. Adam feneri bir yakıp bir söndürüyor, nedenini sorunca emir böyle diyordu. Fakat küçük prens bir açıklama beklediğinden cevap almadan ayrılmadı.

Emri açıklayan fenerci, emrin değişmediğini fakat günlerin kısaldığını ve sonuçta hiç zamanı kalmadığını açıkladı. Burada gün 1 dakika sürmekteydi. Küçük prens onunla kalmak istiyordu ama gezegende yer yoktu. Yoksa günde 1440 gün batımını kaçırır mıydı.

Bölüm 15

Altıncı gezegen büyüktü. Kitaplar yazan bir adam yaşıyordu. Küçük prens biraz soluklandı ve ne yazdığını sordu. Adam coğrafyacı olduğunu söyledi. Gezegeni hakkında pek bir şey bilmiyordu. Gezginler ona bilgi getirirse öğreneceğini yoksa bir coğrafyacının masasından kalkamayacak kadar yoğun olduğunu söylüyordu.

Küçük prense gezegenini sordu,o da 3 volkan ve bir çiçeği olduğunu söyledi. Coğrafyacı çiçeklerle ilgilenmediğini, onların gelip geçici olduğunu söyledi. Bunun üzerine küçük prens gideceğini söyledi ve aklında çiçeği, dünyaya yola koyuldu.

Bölüm 16

Elektrik bulunmadan önce, Dünya’da bulunan altı kıtanın tümünü aydınlatmak için 641 bin fenerci gerekiyordu. Her kıtadaki fenerciler sırayla fenerlerini kapatıyorlardı. Yalnız güney ve kuzey kutbundakilerin işi kolaydı. Yılda yalnızca iki kez işleri oluyordu.

Bölüm 17

Küçük prens dünyaya geldiğinde hiç kimseyi görmemesine çok şaşırdı. Kumun içinde parıldayan yılanı gördü. Ona insanların nerede olduğunu, çölde yalnız hissettiğini söyledi. “İnsanların arasında da yalnızdır insan.” dedi yılan.

Küçük prens yılanın güçsüzlüğüne dem vurdu. Yılan küçük ama güçlü olduğu, insanı çok uzaklara gönderebileceğini söyledi. Bir gün isterse, evini özlerse ona da yardım edeceğini söyledi. Sonra ikisi de sustu.

Bölüm 18

Küçük prens bir çiçek gördü, ona insanları sordu. “İnsanlar mı? Rüzgâr sürüklüyor onları. Kökleri yok, bu yüzden de yaşam onlar için güç.” dedi çiçek. Vedalaştılar.

Bölüm 19

Daha sonra bir dağ gördü, tepesine tırmanırsa herkesi görebileceğini düşündü. Sadece sivri kayaları gördü. Ne söylerse bu kayalardan yankılanıyordu. Bunun üzerine küçük prens “İnsanlarında da hayal gücü yok. Ne söylerseniz aynısını yineliyorlar. Benim gezegenimde bir çiçeğim vardı. Önce o söze başlardı…” diye geçirdi içinden.

Bölüm 20

Epeyce yol aldıktan sonra, bir gül bahçesiyle karşılaştı. İçi üzüntüyle doldu, çünkü eşi benzeri olmadığını söylemişti ona çiçeği. “Yalnızca sıradan bir gülmüş. Sıradan bir gül ve dizime kadar gelen üç volkan. Birisi belki de artık tümden söndü… Hiç de büyük bir prens değilim ben…” diye geçirdi içinden.

Bölüm 21

Tilkiyle o zaman karşılaştı. Tilkiye mutsuz olduğunu, onunla oynayıp oynamayacağını sordu. Tilki, evcil olmadığını söyledi. Küçük prens evcilin ne demek olduğunu bilmiyordu. Tilki de:

“Örneğin sen benim için hâlâ yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim için gerekli de değilsin. Senin için de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan herhangi bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen, birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz benzersiz olurum…” dedi.

Tilki küçük prensten kendisini evcilleştirmesini istedi. Daha sonra bunu nasıl yapacağını anlattı ve tilki evcilleşmişti. Ayrılık vakti geldi. Tilki ağlayacağını söyleyince, “Evcilleştirilmek senin için pek iyi bir şey olmadı.” dedi küçük prens.

“Çok iyi oldu!” dedi tilki. “Buğdayların rengini düşün.” Sonra da, “Gidip güllere bak şimdi,” diye ekledi. “Kendi gülünün eşi benzeri olmadığını göreceksin. Sonra da gel vedalaşalım. Sana armağan olarak bir sır vereceğim.”

Küçük prens, gülleri görüp geldi ve hoşça kal dedi. “Hoşça kal,” dedi tilki. “İşte sana bir sır, çok basit bir şey: İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez.” “Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez,” diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu. 

“Gülünü senin için önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır.” “Onun için harcamış olduğum zaman…” diye yineledi küçük prens. Unutmamalıydı bunu.

Bölüm 22

Demiryolu makasçısıyla karşılaştı, ona ne yaptığını sordu. Gidenlerin istedikleri yerlere gitmesini sağladığını söyledi makasçı. “Bulundukları yerde mutlu değiller mi?” diye sordu küçük prens. “Kimse bulunduğu yerde mutlu değildir,” dedi makasçı.

Bölüm 23

Küçük prens bir tüccarla karşılaştı. Susuzluk giderici haplar satıyordu. Bu hapların haftada elli üç dakika kazandırdığını söylüyor. “Bana sorarsanız,” dedi küçük prens, “dilediğimi yapacağım bir elli üç dakikam varsa, bir su kaynağına doğru gönlümce yürümeyi seçerim.”

Bölüm 24

Antoine’in kazasından sekiz gün geçmişti suyu bitmişti. Su aramaya koyuldular. Hava karardı, “Buralardan görülmeyen bir çiçek sayesinde yıldızlar güzel.” dedi küçük prens.

Daha sonra “Çöl güzel.” diye ekledi küçük prens. Antoine hiçbir şey görülmese bile çölün içinde nefes alıp veren bir şeylerin olduğunu biliyordu. “Çölü güzel yapan,” dedi küçük prens, “bir yerlerde bir kuyuyu gizliyor olması…”

Küçük prens uykuya daldı ve Antoine onu kucağına alıp yola koyuldu. Biraz önce kucağında ne kadar değerli bir şey taşıdığını fark etmişti.

Bölüm 25

Kuyuya gelmişlerdi. Sudan içtiler. Küçük prens insanların binlerce gül diktiğini fakat aradıklarını bulamadıklarını, trene bindiklerini fakat nereye gittiklerini bilmediklerini söyledi. Antoine onu haklı buldu. “Ve aradıklarını tek bir gülde, ya da birazcık suda bulabilirler.” dedi ve ekledi küçük prens: “Ama gözler kör. Yüreğiyle bakmalı insan…”

Küçük prens gelişinin yıldönümü olduğunu, yakınlara indiğini söyledi. İşinin başına dönmesi gerektiğini akşam burada bekleyeceğini söyledi.

Bölüm 26

Antoine akşam geldiğinde küçük prens biriyle konuşuyordu. Bu küçük yılandı. Bu gece gideceğini, zehrinin acıtıp acıtmayacağını soruyordu. Küçük prens korkuyordu. Ama gitmesi de gerekiyordu.

“Ve geceleri gökyüzüne bakarsın. Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimin yerini gösteremem sana. Belki böylesi daha iyi. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin… Hepsi senin dostların olacak. Hem sana bir armağan vereceğim…”

Armağı sorunca da;  “Yıldızlar bütün insanların,” diye yanıtladı. “Ama her insan için aynı değiller. Yolcular için, yıldızlar yol gösterici. Ötekiler için yalnızca gökyüzündeki pırıltılar. Bilim adamları için hepsi birer problem. İşadamı için zenginlik. Ama bütün yıldızlar sessiz. Sen… Yalnızca sen yıldızlara herkesten farklı sahip olacaksın…”

Gece onun yanına gitti Antoine, küçük prens çok korkuyordu. “Harika olacak!” diyordu. “Senin tam beş yüz milyon küçük çanın olacak, benim de beş yüz milyon su kaynağım…” Sonra oturdular.

Ayağa kalktı küçük prens, bir adım attı. ayak bileğinin altında sarı pırıltı göründü, hareketsiz kaldı, çığlık atmadı. Yavaşça devrildi, kuma düştüğü için ses çıkmadı.

Bölüm 27

Antoine döndüğünde üzgündü ama arkadaşlarına “Yorgunum!” diyordu. Bunları yazarken aradan 6 yıl geçmişti. Bir şey aklına geliyordu. Koyuna çizdiği ağızlığı bağlayacak ipleri çizmemişti. Bir endişesi vardı. Acaba koyun gülü yiyebilir miydi?

Gökyüzüne bakın. Kendi kendinize sorun: Yedi mi? Yemedi mi? Ne kadar çok şeyin değiştiğini göreceksiniz… Hiçbir büyük bunun ne kadar önemli bir sorun olduğunu anlayamaz!
Share

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share