Atalarımız Bizi Görse Ne Derdi? Uyan Ey Müslüman!

Yapılan bir iş Allah yolunda, Allah rızası için yapılınca, bütün dünya karşı gelse nafile. Gelgelelim günümüzde bu durum çok farklı nüks etmektedir. Hak ve hukuk kavramları hiçe sayılmakta, insanlarımızda bir miskinlik ve vurdumduymazlık hali görülmektedir. Müslüman olana bu yaşam tarzı uymamaktadır. Asıl sıkıntı ise bu bile değildir.

Ecdat

Biz ki, Doğu Avrupa’dan, Güneybatı Avrupa’ya oradan da Kuzey Afrika’ya kadar hüküm sürmüş Osmanlı’nın torunlarıyız. Biz ki, dünyayı titretmiş ve – yaklaşan bir tehlikeyi belirtmek için kullanılan ve çokça da ünlü bir İtalyan deyimi olan – “mamma li Turchi!” (anne, Türkler geliyor!) sözünü akıllara kazımışız. Biz ki, düşmana korku, dosta güven vermişiz. Biz ki, gayrimüslimlere korku salmış bir ecdadın torunlarıyız.

Ecdadımız boş durmamıştır. Aynı zamanda iman yönünden de hiçbir zayıflık göstermemiştir. Zaten zamanının en büyük imparatorluğu olmasının sebebi de, İslami örf ve adetleri uygulaması ve yaşamasıdır.

uyan ey müslüman

Günümüz Müslümanları

Yapılan bir iş Allah yolunda, Allah rızası için yapılınca, bütün dünya karşı gelse nafile. Ne var ki günümüzde bu durum çok farklı şekillerde cereyan etmektedir. Hak ve hukuk kavramları hiçe sayılmakta, insanlarımızda bir miskinlik ve vurdumduymazlık hali görülmektedir. Asıl sıkıntı ise bunların gayet normal karşılanmasıdır.

Buna örnek olarak şunu gösterebiliriz. Varsayalım ki evimizin yanında lağım kuyusu var. Her kapı veya pencere açılışında o pis koku içeriye doluyor, bizi rahatsız ve huzursuz ediyor. Bu kokuya uzun süre maruz kalıyoruz. Problem pis koku mudur yoksa sürekli olarak o pis kokuya maruz kaldığımız için kokuya alışmamız ve kokuyu artık hissetmememiz midir? Asıl kendimize sormamız gereken soru budur.

Cevap olarak ise her ikisi de problemdir. Yani pis koku da, bu kokuya alışmamız da problemdir. Pis kokuya alışmak ve bundan rahatsız olmamaksa aslında daha büyük bir problemdir. Çünkü o kokuya alışmak o kokunun orada olmadığı anlamına gelmemekle birlikte pis kokunun hayatımızın bir parçası haline gelmesi söz konusudur.

Günümüzün de problemi bu şekildedir diyebiliriz. Yaşam tarzımızın gayrimüslimlere benzemesi veya benzeme çabası mı yoksa bu yaşam tarzına alışmamız mı? Sonuçta insan yoktan varedilmiş, dünya ile tanıştırılmış, amaçları uğruna yaşam bahşedilmiş, zamanı gelince de dünyadan alınacak bir varlıktır. Benliğimizi kaybedip, asıl gayemizi unutup, amacımızdan sapmamız bize normal geliyorsa orada durmamız gerekir.

Yozlaşma

Noel kutlamak bunların en bariz örneklerindendir. Çünkü noel kutlamak, hristiyanlara özenmektir. Çoğu kişi noeli dört gözle beklemekte, bunun yanında kendi mübarek özel bayram ve günlerini hiçe saymaktadır. Allah Rasulu Hz. Muhammed S.A.V

“Kim bir kavme benzerse, onlardandır. (Ebu Davud, 4031)”

buyurmuştur. Bununla her kim taklit ediliyorsa, taklit edenin de onlardan olacağını açıkça ifade etmektedir. Allah Resulu bir diğer hadiste

“Kim bir topluluğun karartısını çoğaltırsa, onlardandır.”

buyurmuştur. Kimin tarafında bulunduğumuz, hangi safta olduğumuz bizim kararımızla olacaktır.

Bir diğer husus da vatandaşın kolaya kaçtığı, kafasını kuma gömdüğü bir durumdur. Örneklendirecek olursak, faiz konusunda, “günümüzde faizsiz iş yok” diye cevap alıyoruz. Alkol konusunda, “ben çok içmiyorum, kendimi kaybetmiyorum” şeklinde cevaplar geliyor. Kendilerine özel gün olarak da, noeli veya doğum günlerini belirliyorlar. Bunun gibi örnekler maalesef çoğaltılabilir.

Bunun tek manası, Kur’an-ı Kerim’in bir kısmına inanıp bir kısmını reddetmek demektir. Kişinin menfaatine ve durumuna göre bazı kuralları yok sayıp, bazılarına uymasıdır. Bakara Suresinin 85. ayetinde Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur.

… Şimdi siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise böyleleri, azabın en şiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.” (diğer mealler için tıklayınız)

Küçük gibi gözüken bu gözardı etmelerin, insanı büyük bir azaba iteceği belirtilmiştir. Yani Müslüman, bir Müslümana gerektiği ve emredildiği gibi yaşamalıdır. Diğer türlü Müslüman, Müslümanlıktan çıkar.

Uyan Ey Müslüman!

Eğer biz Müslüman isek, bize verilen görev bunu yaşamak ve yaymaktır. Çünkü bir Müslümanın davası budur. Davası bu olamayan gayesizdir ve çer çöpten ibarettir. Çünkü her diğer gaye geçicidir. Her insan yaptığından sorumludur.

Atalarımız da bu gaye ile yola koyulmuşlar. 3 kıtaya yayılmışlardır. Kendi imkanları çevresinde götürebildikleri yere kadar İslamı yaymışlardır. Ne zaman Müslümanca yaşamaktan uzaklaşmış, batıyı taklit eder olmuşuz, o zaman gerilemeye başlamışız.

Onlar gibi olmaya başlarsak, Müslüman kardeşlerimize yapılan zulmü de görmezden gelmeye başlayacağız. Suriye, Mısır, Arakan, Myanmar, Filistin ve Türkistanlı Uygur Türklerine yapılan zulmü görmezden gelmemeliyiz. Bu bize, bir Müslümana yakışmaz. Mesele Mehmed Akif’in şu dizelerinde ışık buluyor diyebiliriz.

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım! …
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticâın şu sizin lehçede ma´nâsı bu mu?

Sonuç olarak biz, bize emredildiği gibi yaşamalıyız. Osman Gazi bugünümüzü görse herhalde bize şu sözleri söylerdi.

“Siz, ey miskin torunlar! Zamanın en müthiş rüzgarlarıyla sarsılmaz bir şekilde inşa edilen saltanatımızı gıcırdattınız. Biz, buradan yola çıktığımız zaman sizin binde, yüz binde biriniz kadar bile sayımız yoktu. Fakat kalplerimizde dîn, vatan aşkından başka bir şey yer bulamazdı. Sizin ise sayınız milyonlara ulaşmışken ahlaksızlık nifak ve şikak yüzünden çer çöp kadar öneminiz kalmadı. Düşmanı payitahtımızın ta kapısına kadar getirdiniz. Bakir Marmara’mızı düşmanın murdar ayaklarıyla kirlettiniz. Yazıklar olsun sizin gibi canlı mezar taşlarına!… Yazıklar olsun sizin gibi gayretsiz torunlara!”

uyan ey genç

Yazımızı Necip Fazıl Kısakürek’in şu sözleriyle bitirelim.

Millete kasdedenin ismi milli kahraman!
Yere batsın bu dünya, Bu dünyadan hayr uman!
Genç adam, at yorganı! Sana haram, uyuman!
Necip Fazıl Kısakürek

Bu konu hakkında bir başka yazı da Milli Fikir‘de yayınlanmıştır.

Share

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share