Türk İslam Ülküsü

Türk İslam Ülküsü yazısı Reis Çatlı kitabından alınmıştır.

 

Türk İslam Ülküsü

Son yıllarda milletimizin binlerce yıllık tarihi boyunca milli destanlarımızda ve geleneklerimizde yer almış olan Bozkurt’a karşı bir düşmanlık kampanyası yürütülmektedir. Komünistler, bölücüler, azınlık ırkçıları Türk Milleti’ne karşı dışarıdan yapılan kışkırtmaların da katkısı ile duydukları düşmanlığı açıkça söylemekten korkan fırsatçılar, Türk Milleti’nin milli sembolü olan Bozkurt’a karşı şiddetli bir düşmanlık göstermektedirler. Bazı okullarda Bozkurt rozeti taktıkları için öğrenciler sert baskılar görmekte, hatta okuldan çıkarılmaktadırlar.

Her milletin kendine göre milli bir sembolü bulunmaktadır. Mesela: Avusturalyalı’ların kanguru, Çinlilerin ve Japonların ejderha, Hintlilerin, İranlıların, İngilizlerin arslan, İtalyanların kurt, Almanların kartal. Fransızların horoz, Rusların ayı milli sembolleri olduğu gibi Türklerin de bozkurt milli sembolüdür. Tarih boyu Türkler Bozkurt’u kutsal saymışlardır.

Bayraklarında Bozkurt taşımışlardır. Hakanlar, hanlar, komutanlar askerlerine “Bozkurtlarım” veya “Kurtlarım” diye hitap etmişlerdir.

Biz de bugün Türk gençliğine yeni bir atılım ve şahlanış hareke. ti getirirken Bozkurtluğu salık vermekteyiz. Milletimizin hayatının Cumhuriyetin başlangıcından geriye doğru son 250 yıllık bölümü tarihimizin hiçbir devrinde görülmemiş büyük felaketlerle dolu olan bir devreyi teşkil etmektedir. Ellibeş yılını doldurmuş olan Cumhuriyet devri bu büyük felaketlerden ders alınarak büyük çalışmaların yapılması gerekli bir dönem idi.

Barış içerisinde geçirilmiş olan ellibeş yıl gerekli şekilde değerlendirilememiştir. Bugün yine Türk Milleti geriliğin, bilgisizliğin, yoksulluğun, adaletsizlik ve aksaklıkların pençesinde perişan durumda bulunmaktadır. Medeni milletler arasında sürdürülmekte olan yükselme ve ilerleme yarışlarının dışında bulunmaktadır.

Ayrıca kendisini köleliğe, parçalanmaya ve dağılmaya götürecek komünizm gibi. bölgecilik gibi, yabancı ideolojilerin saldırısı altmdadır. Bunlara karşı milliyetçiler ve milliyetçi gençler ülkü bayrağı altında toplanarak ilim ışığında daha teşkilatlı, daha planlı bir miicadele vermek zorunluluğundadırlar. Bu mücadelenin önünde bize yine Bozkurt yol gösterecektir.

Türk Milliyetçileri Bozkurtlar olarak atalarının yolunda Türklüğü yeniden yüceltmek için büyük atılımlara girişeceklerdir. Bozkurtuz ve Bozkurtçuyuz. Bununla övünç duyuyoruz. Yaşadığımız sürece Türk Milletinin binlerce yıllık kutsal varlığının sembolü olan Bozkurdu rozet olarak göğüslerimizde, kolye olarak boyunlarımızda, tablo olarak evlerimizde taşıyacağız ve bulunduracağız.

Bozkurt’ a düşmanlık gösterenleri Türk Milletinin düşmanları olarak tanıyacağız ve düşmanlıklarını düşmanlıkla karşılayacağız. Bozkurtçuluk, Türklük düşmanlarının, satılmışların, vatan hainlerinin iddia ettiği gibi ne faşistliktir, ne emperyalizmdir, ne de putperestliktir.

Türk Milliyetçileri Hira Dağı kadar müslümandırlar Tanrı Dağı kadar Türktürler. Türk Milliyetçileri emperyalizmin her çeşidine karşıdırlar. Bunun için hür yaşamayı, doğruluğu, millet varlığını temsil eden Bozkurtçuluğu kutsal saymaktayız. Kim ne derse desin… Biz Bozkurtlarız, Bozkurtçuyuz ve Bozkurtlar ordusuyuz.

Her toplumda idealistler vardır, ülkücüler vardır ve ülkücülerin, idealistlerin bulunuşu toplumlar için bir saadettir; büyük bir talihtir! Türk milleti için bizim düşündüğümüz ülkü nedir? Türk milleti için tasarladığımız ideal nedir? Her şeyden önce Türk milletinin ahlâkta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ileri girmiş varlığı haline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, tarımını modern tekniğe göre geliştirmiş ve modern sanayi kurmuş, refahlı bir toplum haline getirmesi, Türk toplumu için bir Türk milliyetçisinin düşüneceği ülkünüıı esaslarından mühim bir kısmını teşkil etmektedir.

Türk milliyetçiliğinin, ülkücülüğünün sınırları içinde sade bunlar mı vardır? Sade bunlar değil başka düşünceler, başka hedefler de vardır. Bu hedefler Türk milletinin hiç kimseden merhamet dilenmeyecek, lütuf dilenmeyecek bir duruma gelmesi, kendi gücüyle ayakta duran, kendi gücüyle varlığını koruyabilen ve sözünü dünyanın her yerinde saydırabilen bir varlık haline gelmesi düşüncesidir.

Ülkücülük batı dillerinden dilimize giren idealistlik kelimesiyle aynı olan bir anlam belirtmektedir. Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. insanlar arasında idealistler yetişmeseydi insanlık bugün dünyayı aydınlatan birçok gelişmelerini, birçok alanlardaki yükselişlerini sağlayamazdı. Her gerçek, her fikir önce insanların kafasında bir hayâl olarak doğar. insanlar hayal ederler. Hayâl kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları bir takım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. Insanlar hayalleriyle diğer canlılardan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar. lşte ülkücülük de yani idealizm de insanların ve insan topluluklarının kendileri için varılması mutluluk sağlayacak, varılmasıyla en gelişmiş, en yükselmiş bir durum sağlayacak bir hayalin düşünülmesi ve insan beyninde tasarlanarak şekillendirilmesidir.

Bunun yanı sıra Türk milletinin haklarını her zaman dünyayı tanıtabilmesi, dünyaya duyurabilmesi düşüncesidir ve yine bunun yanı sıra bütün Türklerin kölelikten, yabancıların buyruğu altında yaşamaktan kurtulmaları ve Self Determinasyon, yani kendi mukadderatlarına kendilerinin hakim olması kutsal prensibine göre, hepsinin bağımsız hale gelmeleri, bağımsız olmaları Türk ülkücülüğünün bir diğer görüşü, düşüncesidir. Bunun için milli doktrinin önemli bir ilkesi olarak ülkücülüğü almış bulunmaktayız.

Türk milliyetçilerinin ülkücülük tarifinin sınırları içinde bulunacak görüşleri, fikirleri ancak genel olarak işaret etmiş bulunmaktayız. Türk ülkücülüğünün hedef aldığı düşünceler genel olarak belirtilmiş olan bu fikirlerden ibaret değildir. Ülkücülüğümüzün içerisinde her

mesleğe mensup Türk milliyetçilerinin kendi mesleklerinde en ileri, en yüksek ve gerek kendi milletimiz için, gerek insanlık için en çok yararlı neticeleri elde etmek görüşü de yer alacaktır. Bir Türk milliyetçisi kendi toplumu için, kendi milleti için idealizmi daima göz önünde bulunduracak, bu genel idealizm prensipleri ile birlikte kendi sahası, kendi branşı ile ilgili çalışmalarında da bu temel ve genel mahiyetteki esaslarına uygun, onunla bütünleşmiş bir halde kendi branşı ile ilgili ülkücülüğünü de tespit edip güdecektir. Ülkücüler uzak hedeflidir, uzun vadelidir.

Bir ülkünün hemen yarın gerçekleşmesi mümkün olmayabilir. Ülküler önümüzdeki yüzyılları kapsayabilir. Ama ülkü insanın kalbini aydınlatan bir ışıktır. Ülkü insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir kılavuzdur. Milletler için de milli ülkü, milletin kılavuzu, milletin yolunu aydınlatan güneşidir. Ülküsüz insan çamurdan bir varlık gibidir. Ülküsüz insan dümensiz, pusulasız bir gemi gibidir. Bunun için her Türk milliyetçisi, her Dokuz Işık’çı mutlaka ülkücü olacaktır, mutlaka ülkü sahibi bulunacaktır. Hem millî ülkü sahibi olacaktır, hem insani ülkü sahibi olacaktır, hem de kendi mesleğiyle ilgili ülkücü bir kişiliğe sahip olacaktır ki, hem de kendi mesleğinde başarılı, yararlı bir kişi olarak gelişsin hem de mensup olduğu topluma, milletine yararlı hizmetler yapsın, insanlığa yararlı faaliyetler gösterebilsin. Bunu için Dokuz Işık doktrininin çok önemli ilkelerinden olan ülkücülüğe büyük değer vermekteyiz.

Ülkücüyüz! İnsanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen ayrı ayrı üyelerin bir araya gelmesinden meydana gelir. Bir insan, insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse, evvelâ kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeye, kendi milletini mutlu kılmağa çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur. Çünkü bir insan kendi

ailesini düşünür ve ona karşı vefalı kalırsa, insanlık duyguları en olgun seviyeye erişeceği için, kendi ailesi dışındaki insanlara karşı da yararlı ve vefalı olur. Bir insan kendi milletine faydalı olamaz, kendi milletine karşı bağlılık duymazsa, onun insanlığı düşünmekten bahsetmesi nihayet bir fantazi olur. İnsan, yetiştiği toprağın, yetiştiği milletin refahını, iyiliğini, saadetini ve şerefini temin etmelidir. Bunu yaptığı takdirde, o milletin, insanlığın bir parçası olduğu için, dolayısıyla insanlığa da hizmet etmiş olur.

Ülkücülüğümüz nedir? Ülkücülüğümüz; Türk milletini en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak; mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır. Kişilere hürriyet, milletlere istiklâl başta gelen prensiplerimizdendir. İnsanlar hür ve eşit haklara sahip olarak doğarlar. Kabiliyet ve görevlerinin dışında insanlar haklarına tam olarak sahip kılınmalıdırlar. Toplum içerisinde insanlar kişisel liyakat ve kabiliyetlerine göre görevlendirilmeli ve bir sırayı konulmalıdır. Bütün bunlarla beraber ayrımsız olarak herkese bir imkân eşitliği sağlanmalıdır. İmkân eşitliği derken mücerret anlamda bir eşitlik anlaşılmamalıdır. Bu ülkücülüğümüzün içine bu günki sınırlarıınızın dışında bulunan Türklere ait herhangi bir şey girer mi?

Türk adı taşıyan herkes bizim sevgi ve ilgimizin çevresi içindedir Bundan vazgeçemeyiz. Bu her milletin tabiî hakkı olduğu gibi Türk milletinin de tabii hakkıdır. Bugünün Birleşmiş Milletler Anayasası yeryüzünde yaşayan her millete “kendi mukadderatına hakim olma” (self determinasyon) dedikleri prensibi kutsal bir prensip olaral ilân etmiştir. Bugün Afrika’da yaşayan ve bugüne kadar hiçbir bağımsız devlet kuramamış olan insanlara dahi, kendi mukadderatına hakim olma (self determinasyon) hakkı kutsal bir hak olarak tanınır ve bunların her biri yabancı boyunduruğundan, sömürgecilerin

elinden kurtulup bağımsızlığını alırken, başkalarının boyunduruğu altında tutsak bulunan Türklerin tutsaklıktan kurtulmasını istemek, dilemek, bunun için iyi niyetler taşımak, Türk olan herkes için en tabiî ve kutsal bir haktır.

Fakat biz ülkücülüğümüzde dâima gerçekçi olmayı ve girişilecek faaliyetlerde Türkiye’yi hiçbir zaman tehlikelere, risklere, maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul ederiz. Ülkücülüğümüz bir macera fikri değildir. Ülkücülüğümüz, Türk milletinin en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst kademesine yükseltilmesi, müreffeh, mutlu bir hayata erdirilmesi, kendi gücüyle ayakta durabilecek bir hale getirilmesi ve her çeşit korkudan, baskıdan uzak olarak, hür, müstakil yaşaması ülküsüdür. Bu ülkü aynı zamanda Türk olan herkese karşı ilgi ve sevgi göstermeyi, onların mutluluğunu dilemeyi ve onların mutluluğunu, Türkiye’yi risklere, tehlikelere maruz bırakmadan, bırakmaksızın, bırakmamak şartıyla sağlamaya çalışmayı içine alan bir ülkücülüktür.

Bugün yeryüzünde iki sömürgeci “blok” vardır. Bunlardan biri kara renkli “kapitalist emperyalizm” diğeri ise bütün fraksiyonu ile “kızıl emperyalizm”. Birincisi “çok uluslu şirketlerin” paravanasında, “az gelişmiş veya gelişmekte olan halklara yardım etmek, özgürlük ve uygarlık götürme ” maskesi altında, ikincisi de “ezilen, sömürülen halklara bağımsızlık, özgürlük ve adalet götürmek” maskesi altında, “sınıfsal savaş” sloganı ile “iç savaşlar” çıkartmakta ve “dünya proleterlerinin dayanışması” adı altında işgalini gerçekleştirmektedir

Neden, şu veya bu ad altında toplanmayı değil de “Türk-İslam Ülküsü” ne bağlanmayı savunuyoruz? Biz iddia ediyoruz ki, “Emperyalizm”, Türk ve İslam dünyasını yutmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi

ile vatan çocuklarını din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını herşeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da birbirine düşürmeyi planlamaktadır.

Gerçekten de yeryüzünde ezilen ve sömürülen bir de “üçüncü dünya“ vardır. Bu dünya, daha çok Asyalı, Afrikalı irili ufaklı devletlere ve devletçiklere, beyliklere, emirliklere, federasyonlara bölünmüş milletlerden ibarettir. Esef edelim ki, bu insanların sayısı bir buçuk milyardan daha fazladır. işin ızdırap veren diğer bir yanı da bu nüfusun çoğunluğunu Müslümanlar teşkil etmektedir. Bunun yanında çok acı bir gerçeği daha belirtelim ki bu ezilen ve sömürülen Müslümanlar arasında Türk Milleti’nin çok önemli bir bölümü bulunmaktadır.

1970 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yabancı boyunduruğunda tam bir sömürge hayatı yaşayan Türk nüfusunun sayısı, Türkiye’mizde bulunan genel nüfusumuzun tam iki katıdır.

Emperyalist güçler, fırsat buldukları zaman zorla, bulamadıkları zamanlar ise hile ile islam ve Türk dünyasını ele geçirmiş, zenginlikleri yağmalamış, din ve milliyet duygu ve değerlerini tahrip etmiş, direnenleri lekeleme ve imha yoluna gitmiş, kendine uygun kadrolar yetiştirmiş, bu milletlerin uyanış, diriliş hamlelerini, milli eğitim ve kalkınma planlarını baltalamış ve bu ülkeleri, “ebedi sömürge” statüsüne mahkum etmek için elinden geleni esirgememiştir.

Emperyalist güçler, korkunç bir kültür emperyalizmi programı ile millet çocuklarını milli tarihlerine, milli ve mukaddes kültür değerlerine, milli ülkülerine, milli menfaatlerine, hatta motif ve sembollerine düşman etmekle kalmazlar, kendi değerlerini “bir uygarlık ve ilericilik“ unsuru biçiminde onların kafalarına ve vicdanlarına

oturturlar. Böylece milli ve mukaddes değerlere bağlı milliyetçilerin karşısına, bu değerlere ters düşen “yabancılaşmış kadrolar” çıkarırlar. Bir ülkede, değerler ikizleşince kadroların da ikizleşmesi ve çatışması mukadder olur. İşte düşman, bu noktada aktivitesini arttırır. Ülkenin ve milletin “parsellenmesi” için beynelminel güçleri harekete geçirir.

Ülke artık birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır kadrolara bölünmüşse, düşman rahatlıkla at oynatabilecek vasatı bulmuş demektir.

Türk İslam Ülküsü

Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak, onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmak ister. Mesela, sanki bir insan, hem “dindar”; hem ‘milliyetçi’, hem “medeniyetçi’ olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt programlar durumuna sokarak, hiç yoktan ‘çatışan güçler’ meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca planlar ki, tertiplerini anlamak için bazen olayların üzerinden elli veya yüz sene geçmesi gerekir.

Mesela, Osmanlı Türk Devleti’nin parçalanması ve Orta-Doğu’ nun sömürgeleştirilmesi için, dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, ‘din’ ile ‘milliyetçilik’ arasında zıddiyet ve düşmanlık duyguları doğurmayı planlamış olduklarını şimdi itiraf ediyorlar.

Serge Hutin adlı bir Fransız masonunun yazdığı ‘Les FrancsMaçons’ kitabının 127. sayfasında okuduğumuza göre İslam dünyasında masonlar Cemaleddin-i Afgani ve Muhammed Abduh gibi ‘din politikacılarını’ localarına kaydederek onların eliyle “Dini, milli yapılara göre reforme ederek’ alemşumul İslam dinini bozmak, öte yandan Müslüman Kardeşler (Freres Musulmans) hareketi ile de ‘İslam’da milliyetçilik yoktur’ propagandası ile milletleri çökertmek Ve bu suretle çok kahpece bir planlar, birbirine zıt “İslamcı” ve ‘Milliyetçi“ sun’i düşman kamplar doğurmak istemişlerdir.

Emperyalizm, bizim dünyamızda bu ‘paradoks’tan çok istifade ettiğini ayrıca yazmaktadır.

Dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, din ve milliyet gibi iki mukaddes varlığımızı, birbirine düşman göstermek oyunundan kolay kolay vazgeçeceğe benzemiyor.

O halde, Türk Milliyetçisine düşen iş, bütün varlığı ile bu oyunu her şeyden önce kendi yurdunda bozmak olmalıdır.

Bu ülkede, sun’i olarak birbirine düşmanı “güya Türkçü“ ve ”güya İslamcı’ cepheler meydanı getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına, bir Müslüman-Türk olarak ve tarihine yaraşır bir biçimde çıkmalıdır.

Bunun için, Türk-İslam kültürüne, Türk-İslam medeniyetin Türk-İslam ülküsüne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslam iman aşk, ahlak ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, lslamiyet’i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, Dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur.

Din ve milliyet, zıt değerler değildir. Bu sebepten sentez tez ile anti-tez arasında söz konusu olacağına göre, yıllardan beri kullandığımız ‘Türk-İslam sentezi’ yerine ‘Türk-İslam Ülküsü” sözü daha uygun olur. Bunu ısrarla kullanacağız.

 

Reis Çatlı kitabı,

Sayfa: 11 – 20

Share

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share